Mindfulness Üzerine
- Büşra

- 5 Kas 2025
- 2 dakikada okunur
“Let everything happen to you: beauty and terror. Just keep going. No feeling is final.”
“Her şey sana gelsin: güzellik de, korku da. Sadece devam et. Hiçbir his son değildir.” — Rilke, The Book of Hours Ben mindfulness'ı ilk duyduğumda psikoloji lisans öğrencisiydim ve mindfulness'ın iyi oluşun zıddında olduğunu düşünüyordum. İyi oluşun zıddında konumlandırıyordum çünkü ekonomik refah sağlanmıyor ama nefese odaklanalım'a yönlendiriliyor sanıyordum. Derinlerde bir sorun var ve nefese odaklanmak/çapalanmak/an'a dönmek bu derinlerdeki sorundan bizi uzaklaştırıyor, fikrim buydu. Yüksek lisans yaparken de böyle düşünmeye devam ettim.
Merak duygusunu çok seviyorum. Merak duygusu görece mesafeli olduğum konularla ilgili de bir şeyler okumamı ve bu alandaki insanları takibe almamı sağlıyor. Sevgili Gizem Çeviker hocayı yüksek lisans yaparken takibe almıştım, mindfulness üzerine postları vardı, okuyordum ama fikrim hemen değişmemişti. Sonra değişti, Gizem hoca 8 haftalık MBSR (Mindfulness Temelli Stres Azaltma) programı açtı, benim için zaten oynak zeminde olan böylesi bir konuyu kesinlikle güvendiğim bir insandan almam gerekiyordu, çok şanslıymışım, Gizem hocadan MBSR eğitimini aldım. Mindfulness'a yönelik tutumum değişti. Şimdi dönüp bakınca mindfulness'ı da yoga'yı da çok mistik ve asıl olandan beni uzaklaştıracak kavramlar gibi algıladığımı görüyorum. Yani bazı kavramlar hayatımıza girdi ve popülerleşti ve bazen bu popülerleşmeden dolayı detaya girmeden kısa tanımlarla yetinilebiliniyor. Gizem hoca öncesinde benim için öyleydi. Bu yazıda mindfulness nedir sorusuna ek olarak ne olmadığını da eş zamanlı aktarmak niyetindeyim. Yazının en başındaki alıntıyı çok mindful bulduğumu söylemeliyim, özellikle de hiçbir hissin son olmadığı kısmının. Bir şeylere sizin gitmediğiniz ama bir şeylerin size geldiği kısmını da keza mindful buluyorum.
Mindful olmak yani yürürken yürümek, su içerken su içmek ve tuvalet yaparken tuvalet yapmak-şu an ne getiriyorsa alan ve kucak açmak. Yapabilme ve yapamama düşüncesi ve duygusu da buna dahil...Bunu yaparken de bedenen ve zihnen orada olmak. Zihin uçuştuğunda an'a dönmenize yardımcı olacağını düşündüğünüz şeyden destek almak; nefes gibi, elinizin vücudunuzda dokunduğu kısımları hissetmek gibi. O an hoşsa da nahoşsa da o an yaşanıyor, gelecek ya da geçmiş sadece zihinde, yaşananlar bitti ve gitti; yaşanacaklar ise yaşanacak. Bu hale belki çabasız çaba (Wu Wei) da denebilir, aslında bu oluş bir hedef değil ya da yapılacaklar listesinde üzerini çizebileceğimiz bir görev değildir; acıkınca yemek yemek yorulunca da dinlenmek gibidir. Yani mindfulness hissedilen duyguları bastırmak değil, an'a o duygular için de alan açma pratiği aslında.
Benim çoğunlukla deneyimlediğim bir durum var, olanla savaşmak. Örneğin bu yazıları yazarken ayağım çok üşüyor. Çorap, patik, ve 2 yorgana rağmen... Buna ilk tepkim "daha ne yapabilirim?", tripli ve siniri bozuk bir yerden. İçimden "neden ve nasıl üşüyebiliyorum?", "keşke üşümesem", "soğuk bile değil, bu havada üşürsem ilerleyen aylarda ne yapacağım?" diye düşünüyorum. Olan bir gerçek var, ayağım üşüyor. Önce isyan ettim sonra değiştirme isteğiyle karşıladım. Fark ettim hem isyanı hem de değiştirme isteğini. Bu yüzden farkındalık önemli. Olanla savaşmayasınız diye değil, olanla savaştığınızı fark ettiğinizde davranış değişikliğine gidebileceğiniz bir boşluk yaratabilesiniz diye. O boşluktan sonraki tepki sizin ve size ait, bilinçli versiyonunuza, otomatik olmayan pilota. Olan şey oradaki duyguyu bastırmak değil, isyansa isyan, öfkeyse öfke, keyifse keyif; gelip geçmelerine izin vermek. Hoş'un da nahoş'un da bizi ziyaret edecekleri vaktin kısıtlı ve geçici olduğunu hatırlamak...

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Kocaman sevgilerimle,
Büşra


Yorumlar